“Hava çok soğuk. Bütün çiçekler soğuktan solmuş, ekinler solmuş, köylülerde yüksek dozda hüzün var. Bu yılda telef oldu ürünler düşüncesinden. Ben de soğuktan etkileniyorum boy vermiş başaklar gibi. Solmamak için senin güneşine sığınıyorum. Bütün hüznüm gözlerimden yansıyor boşluğa. Sana dar ağacına asılacak hüzünler getirdim oysa.

Gece oldu. Ölüm eskiden geceleyin konuşurdu. Karanlık örterdi gerçekleri bütün gerçekleri örttüğü gibi. Ama hiçbir yıldız bu durumu gizlemedi, gözlerimden göğe yansıyan hüznü yeryüzüne tekrardan yansıtırken.”

Yola çıkalı çok olmuştu. Kitap okurken uyumuşum, kendime geldiğimde etrafımda kavak ağaçlarıyla çevrili bir bahçenin önünden geçiyorduk. Aynı düşlerimdeki gibi. Etrafında kır çiçekleri olan büyükçe bir arazi. Ortadan biraz kenara yakın bir bahçe. Bahçenin köşelerinde meyve ağaçları ortalarda da öyle, dört bir yanından da çevrili kavak ağaçları… uyandığımda ilk aklıma bu gelmişti. Radyo da hüzünlü bir melodi kulakların içine sızıyordu. Şoför bey muaviniyle konuşuyordu, bir bebekten sesler yükseliyordu ve anlam veremiyordu kimse bu seslere. Elleri camda, gözlerinde her çocukta olan o masum, hüzünlü ama bir o kadarda sevinçli bakışlar vardı. Yolculuk devam ediyor ve bende kitap okumaya yeniden başlamıştım. Kaldığım yeri bulmakta zorlanıyordum ama “olsun” dedim içimden ve en son hatırımda kalan yerden tekrardan başladım.


Yanımızdan hızlı olan arabalar geçiyordu. Dünya artık hızla yaşanılabiliyordu. Hava güneşli ve etkileşimsizdi. Gökkuşağı çıkma ihtimali yoktu o gün için. Renk yoksa etkileşim var mıdır? Bilmiyordum hiçbir sorunun cevabını. Suzinak bir ifadenin boyunduruğunda kaybolmuştu bütün bilinenler çünkü. Bütün bilmeceler içinden çıkılmaz oluyordu güneşine sığındığım uzaktayken.


Yolda uzunca bir düzlük beliriyor hafif bir boyun hareketiyle ileri doğru bakınca. O zaman bütün yol türküleri aklımın ucundan geçiyor yolun diğer ucundan büyük kamyonlar. Kamyonların şoförlerinde bir garip haller çarpıyor ilkin gözüme. Hepsinin yüzünde biraz acı, biraz karamsar ama her şey rağmen umutlu ve hüzünlü bir ifade var. Her şeye rağmen sevinç var gözlerinde. Kamyonların arka çamurluklarında yazı olanları da var. Camlarda da yazılar var. Yakınından geçerken baktığım araçlarda gördüm.


Yine de bir varoluş çabası onların ki. Uzun menzilli sevdalara yelken açma çabası. Birinde bir fotoğraf ilişiyor hızla geçerken gözüme. Küçük bir çocuk fotoğrafı, kız yada erkek belli değil. Kucağında duruyorken bir kadının çekmişler. Yol uzun, sabır gerekiyor ve her an dikkatli olmak. Çünkü yollar, her zaman düz olmuyor şimdi geldiğimiz keskin viraj gibi. Hayatta böyle değil midir kimi zaman? İnsan tutunmakta zorlanır hayata. İçinden geçen bir sürü duygu vardır ve bir çoğu sendelemektedir. Her an yıkılmak üzere bir takım kurgular çıkar bilincinin üstüne. Bu sefer umutsuzluk ikliminde seyreder. Etrafından geçen ne varsa görmez gözü hiçbir şeyi. Yalnızca kendisini düşünür o anlarda. Ama inanmak üstünlüktür diyor kitap. İnandığını düşünmek, inandığına inandığını bilmek, bu yeterli değil midir?!


Gittikçe yol boyu her sapakta dönen araçlar oluyor. Dinlenme tesisleri bazı yerlerde oldukça fazla, bazı yerlerde oldukça az ve bazı bölgelerde hiç olmuyor. Dikkatimi çekiyor çok yerde tabela var, insanlara anlatılan bir çok şey işaretlerle. İleride başka bir yol daha katılıyormuş yolumuza örneğin, bunu öğreniyorum tali yol tabelasından. Düz bir oka benzeyen kalınca bir çizgi ve kenarından düz çizgiyi dikey kesen ilk çizginin yarısı inceliğinde bir çizgi bu tabelada görülen işaret. Bazen sağ taraftan bazen sol taraftan oluyor kapitalist sisteme dahil edilmemiş daha bakir yollarda. İki yol ileride birleşiyor bazı yerlerde ve o yol birleşip daha bir bütün gidiyor varılacak menzile kadar. Aynı kesişen ömürler gibi… aradaki mesafeleri hiçe sayarak…


Gece oluyor ve gündüz yolculuğu esnasında konuşmaktan yorulan bir çok yolcu uyumaya başlıyor. Şoför değişikliği yapılmış bir mola esnasında. Sigara içmek yerine sakız çiğnemeye başlamasından anlıyorum. Gökyüzünde yıldızlar belli oluyor hava kirliliği olmayan şehirlere vardıkça. Bahar yaz ortası bir zaman dilimindeyken bulutta pek fazla olmuyor gökyüzünde ve açıyor bize gök, samanyolu kapısını… iz takibi artık daha kolay oluyor. Gökteki yıldızlar gibi değiller mi onlar?! Yol, uzun bir hikaye aslında ve yolda dikkate alınması gereken onca şey. İnsanın aklından çok şey geçiyor yola çıkınca. Feda etmek, feda olmak, kalmak, gitmek, dönmek… binbir türlü hallerde geziniyor aklı, vicdanı, kalbi… gece soğuk oluyor. Mola yerinde farkettim. Bu mola da çaylar şirkettenmiş. Yolcuların çoğu uyuyor çünkü, kalkabilene aşk olsun.


Mola yerinde namaz kılan yolcular oluyor, çay, yemek vs. ihtiyaçlar gideriliyor ve tekrar araç yola koyuluyor. İnce çizgilerle ayrılan asfalt düzlüklerde bütün araçlar serbestliği kadar hareket etmekte, ilginç geliyor insana bu durum. Aslında olması gerekenle olan arasında farkı anlayınca bu ilginçlik savı kendini çoktan çürütmüş oluyor. Çünkü, olması gereken olduğunda insan biraz şaşırır kendine. Hele de bu mensubu olduğu Türk milletinin tortusu üzerine sinmişse. Bu bir trajedi oluyor insan için, yani alışılmışın dışında bir anı yaşadığında yerini yadırgamaya başlıyor. Dünya üçüncüsü olan milli takımı hatırlıyorum, şaşkınlık büyüktü ve başarı da. Ama o kadar çok olumsuzluk bulundu ki birinci olamayış üzerine. Oysa yarım asır sonrasında katınılmış ilk turnuvaydı bu. Ve yerini yadırgamaya devam ediyordu insanlar olan şeylerin. Birinci olunulsa kim bilir ne kulplar bulunurdu yadırgamak için olanları. İnsan, bir parça çamur bir parça ruh işte.


Varacağımız yere varmayı hayal etmekteydim. Şimdi o dereleri görmek, kuşları duymak, dağları izlemek…. ince tınısını duymak doğanın, doğal olanın… kirletilmemiş toprakların, egzoza boğulmamış ağaçların havasını içine çekmek. Soğuk gözelerden su içmek, yapılan sulama barajında yüzmek, at binmek… koşmak delicesine kır çiçekleri içerisinde. Dağlara tırmanmak örneğin. Gece olunca kayan yıldızları saymak gökyüzünden galaksinin diğer yüzlerine… bu hayaller eşliğinde elimdeki kitap kucağımda, yüzüm camdan yana dönük uyumuşum. Saat sabaha doğru üç civarıydı hayal meyal hatırladığım. Sonrası tatlı bir uyku, bir varoluş hayali dolusu uyku… sinmiş gibiyim bu hayallerin içine, kim dokunsa elinde bu koku tütüyor, farkına varıldığında onlarda bu heyecanı yaşıyor.


Uykum çok tatlıydı. Belki de ömrümün en güzel, en derin uykusu… yoncaların içinde koşuyorum, ellerime değen bitkiler oluyor koşarken… üzerimde güneş, bunaltmıyor hiçbir şeyi. Kuşların cıvıl cıvıl sesleri geliyor kulağıma… ileride çınar ağacı var, yoruluyor ve seriliyorum dibine doğru. Orda da bir uyku tünüyor gözlerime. Sanki cennet burası! Müthiş bir kartpostal manzarası doğuyor aslında. Ama fotoğraf makinem yok rüyamda çekip size gösterebileceğim.


Birden sıçrayarak uyanıyorum. Bütün güzelliklerim kayboluyor. Aman Allah’ım! Sanki koskoca asırlık çınar ayaklarıma devriliyor, ayaklarımı hissetmiyorum. Gökten büyük bir bomba düşercesine bir patlama oluyor. Sonrası baygınlık. Gözlerimi hastane de açıyorum. Aileden birileri var etrafımda…


Sonra anlatmaya başlıyorlar olan kazayı. Şoför uyumuş. Muavinde. Yoldan çıkmış otobüs ve büyük bir kaza olmuş. Çarptığı otomobilin benzin deposu patlamış ve müthiş bir gürültü olmuş oysa. Neyse ki ufak hasarlarla atlatmış yolcular kazayı. Üzücü birkaç ağır yaralı olmuş ama onlarda iyileşmiş çok şükür. Maddi hasar büyükmüş ama, öyle söylediler. Ayağımdaki protezde bu büyük maddi hasara dahil sanırım.
Oysa delicesine koşacağım kır çiçeklerinin yada yoncaların içinde ancak bir hayal olurmuş bedenim. Güzellikleri görmem sadece hayallerle sınırlanmış benim için. Örneğin, yürümek dahi ızdırap veriyor bedenime. Düşünmek, bütün varlıkların adını. Dinlediğim bütün melodiler, şarkılar… hepsi ama hepsi daha bir sancıtmakta içimi.
Yine de yürümek istiyorum seninle. Her şeyimle. Bütün varlığımla yürümek. Yürümek, yeni bir dünyaya, yeni bir ufka…


Haklısın, anlıyorum seni… bütün derdini. Ruhumu kaybedişimi biliyorum. Hangi yöne dönsem boşlukta kalan bedenimi…


Ayakları olmayan birini kim ne kadar çekebilir ki yeni bir ufka yelken açmak için? Düşünmüyorum artık kendimi, benim için üzülme… Ki yol’umun, yolculuğumun en büyük payı saymışken bütün senliğimi…

Emre DİNÇ

kaynak: cemaat.com

Değerli Reisimiz olan;

http://blokcu.com/ozgurkursun



One Response to “Yol Düş/kün/ü”  

  1. yazı harika ellerinize sağlık ..
    Emre usta çok güzel yazmış kalemine sağlık..
    yemeği haketti valla :)


Leave a Reply